YOLCULUK

Bilgi ve Sevgi Paylastikça Çogalir

Münakasa etmek!..

Münakasa, cedellesme dostlar arasindaki kin atesini körükler. Münakasa, karsidaki insani cahil yerine koymak, sen bilmezsin, ben bilirim demektir. Cahillikle suçlanan herkes az veya çok kizar. Hadis-i serifte, “Allahü teâlânin en çok bugzettigi kul, tartismada ileri gidendir” buyurulmaktadir. Münakasa, dostlarin azalmasina, hasimlarin çogalmasina sebep olur. Hasan-i Basri hazretleri buyurdu ki: “Bin kisinin dostluguna, bir kisinin düsmanligini satin alma!”
Münakasa eski ismi ile cidal etmek yasaklanmistir. Nitekim Peygamber Efendimiz söyle buyurmustur: “Kardesinle tartisma, onunla alay etme! Ona bir söz verdigin zaman, sözüne muhalefet etme!”, “Aranizdaki tartismayi terk ediniz; zira tartismanin hikmeti anlasilmaz, fitnesinden de emin olunmaz!”
Müslim bin Yesar söyle buyurmustur: “Cedelden, münakasadan kaçininiz! Zira o an, âlimin câhillestigi andir. O saatte seytan, âlimin sürçmesini bekler!”

(Devami)

Dur ve Kulak Ver!

Zaman zaman ne yazacagini bulamayinca; söyle bir etrafa baksak, aslinda ne kadar da üzerine kalem oynatilacak mesele var görebiliriz. Hiçbir seyin bosuna yaratilmadigi bu evrende; tas, toprak, agaç, yaprak ve akliniza her ne gelirse üzerine düsen görevi yapmakta. Bazi meyve-sebzelerin agaçta, bazilarinin ise toprakta veya yerde yetismesinin mutlaka bir nedeni vardir. Yine bu meyve ve sebzelerin çekirdeginin olmasi; bunlarin bu sayede tekrar ekilebilmesine veya o çekirdekçiklerin dogadaki hayvanlar tarafindan yenmesi, yine bazi hayvanlari baska hayvanlari yemesi. Diger taraftan insanoglunun bu hayvanlardan izin verilenleri yemesi. Görüldügü üzere muazzam bir sistem var ve bunlari anlamak için kalp gözünün gerçekten açik olmasi sart.

 

 

***

inege desen ne diye geldin bu dünyaya?

Maça gitmezsin.

Dans etmezsin.

Kahveye gitmezsin.

Kagit oynamazsin.

inek gibi yasiyon.

Gündüz çayira, gece ahira

Bunu mu yapmaya geldin inek desek inege.

Ne cevap vercek inek?

Söyle demez mi inek?

Ya sen bu sözü bana nasil söylersin?

Su buzdolabini aç bir bak.

Süt benden, yogurt benden, kiyma benden, sucuk benden, pastirma benden, köfte benden.

Ayagindaki ayakkabi benden, belindeki kayis benden, ben olmasam pantolanlarini baglayamayacaksin.

O sana dese sen ne yapmaya geldin be adam?

Etin yenmez, sütün içilmez, saçindan çorap örülmez. Kereste olmazsin sobada yanmazsin.

Sen ne yapmaya geldin dese ne cevap verecen?

 

Fizik Allah’tan bahsediyor. Fizikçi yalan söyleyebilir ama fizik yalan söylemez.

Matematikçi yalan söyleyebilir ama matematik yalan söylemez.

Baklavaci yalan söyleyebilir ama baklava yalan söylemez.*

***

 

Basini söyle kaldir  ve bak su muazzam dünyaya! Allah(C.C) lafzi süslüyor cihani! Dur ve kulak ver!

 

* Bir konferanstan alinti sözler

 

Herkes sevdigiyle beraberdir

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimlerini, büyük zatlari sevmek kurtulus için yeterlidir; fakat gerçekten sevip sevmedigi önemlidir. Gerçekten seviyorsa, seven, sevdigine itaat eder. Dinin emir ve yasaklarina hiç uymadan, sadece seviyorum demek yalan olur. Eshab-i kiramdan birinin çok üzüldügünü gören Peygamber efendimiz, ona niçin üzüldügünü sordu. O zat, (Ya Resulallah, benim hâlim ne olacak, sizi çok sevmeme ragmen, bu anlattiklarinizi tam yapamiyorum) dedi. Ona, seviyorsa mesele kalmayacagini anlatmak için, (El mer’ü mea men ehabbe) buyurdu. Bu, dünyada kimi seversen, ahirette onunla beraber olursun demektir.
Üzüme mi sözüme mi?
Üftade hazretleri, bir kis günü talebeleriyle dergâhta sohbet ederken, (Taze üzüm olsa da yesek… Kim gidip Çekirge’deki bagdan üzüm toplar getirir?) buyurur. Mevsim kis, disarida diz boyu kar vardir. Talebeler, bu kista, karda üzüm olmaz ki… Hocamiza bir seyler oldu, istigrak hâli görüldü galiba, neyse birazdan geçer diye düsünürler. [istigrak, ilahî askla dünyayi unutup kendinden geçmek demektir.]

(Devami)

Mevlid Kandili

Mevlid Kandili

Rebi’ul-evvel ayinin on ikinci gecesi, yani bu gece; âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimizin dünyamizi ve bütün kâinati sereflendirdigi Mevlid Kandilidir…?Bu gece mübarek Mevlid Kandili… Rabbimize ne kadar sükretsek yine de azdir. Bu mübarek gecede kavusacagimiz nimetler çok büyüktür. Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz aleyhisselam dünyamizi ve bütün kâinati bu gece sereflendirdi…
Mevlid Kandili gecesi Kadir Gecesinden sonra senenin en kiymetli gecesidir. Kadir Gecesi, bin aydan daha hayirlidir. Bir uzunca ömre bedeldir. Onu metheden müstakil bir sûre nazil olmustur.
Safii mezhebinde ise, Mevlid Kandili gecesi, Kadir Gecesinden daha faziletlidir. Söyle ki: Kadir gecesini bu kadar kiymetlendiren sey, Kur’an-i kerimin o gecede nazil olmasidir. Mevlid Gecesi olmasaydi, Kur’an-i kerim nazil olmayacakti, dolayisi ile Kadir Gecesi de olmayacakti…

(Devami)

Selin ardindan

Türk’üz; ama Yakutlardan, Macarlardan baskayiz… Müslüman’iz; ama Suudilerden, Acemlerden farkliyiz… Bizleri “biz” kilan sudur ki; bedenimiz Türklügün ve ruhumuz islamligin sembolü olmustur. iste bu hakikate, bütün dünya üzerinde kisaca “Osmanli” diyorlar…
iki kusak öncesine kadar hepimiz böyle bilirdik kendimizi. Fakat “Dünyanin en büyügüyüz. En özel ve en güzel sancak bizim elimizde” imanindan sogutulup uzaklastirildik ve bunu hatirladikça pisman edildik!
*
Geneli Osmanli cografyasi içinde kalan, bu inanistakilere “Sünnî” deniyor. Sünnî ise; kisaca “Peygambere uyan” demek. Eskiden yeryüzünün üç kitasinda (birlikte yasayabilmenin miknatisi olan) bu itikat okutulup ögretilirdi. Bu öyle bir semsiye idi ki hâlâ özlenmekte, Amerika’da ders olarak okutulmakta; fakat hareket özellikle Vatikan, Londra ve Tel Aviv’den dikkatle izlenmektedir.
(Devami)

Bir yil oldu

ØWashington DC

THY’nin Boeing 737 Tekirdag uçaginin 25 Subat 2009 günü Schiphol Havaalanina çakilmasinin üzerinden tam bir yil geçti. 365 gün önce bugün ögleden evvel kaptanlar dahil 9 kisi ölmüstü. En agiri oglumuz, cigerpâremiz, Cüneydimiz olmak üzere birçok yolcu da yaralanmisti.
Bugün o kazanin, o dehset dolu günün yil dönümü.
Arkada kalan bu bir yilda neler yasadik, nasil yasadik?
Anlatmak mümkün mü?
O uçak aslinda üstümüze düstü, daglar üstümüze devrildi. Hislerimizi zaman zaman sizlerle paylastik. Fakat ne kadar anlatabildik, ne kadarini paylasabildik? Sizler çok sey anlamissinizdir ama ates gerçekten düstügü yeri yakiyor.
25 Subat 8 Haziran arasi Amsterdam’da AMC hastanesinde kaldik. Oradan sevkimizle 8 Haziranda buraya nakledildik. 8 Haziran-8 Aralik arasi Washington DC’deki NRH hastanesinde yatip-kalktik. Amsterdam ve DC’de 284 gün 24 saatimiz hastanede geçti. 31 Agustos-8 Aralik arasi yazilarimi hastanede Cüneydimizin yani basinda yazdim.
8 Araliktan bu yana ise oglumuz her gün evden hastaneye tasiniyor.
365 gündür tedavi ve terapiler devam etmekte.
Kaza zamanina göre sükürler olsun bugün çok iyi. Ama 24 Subattaki, kazadan önceki Cüneyd Er’i ayakta, sapasaglam, aslanlar gibi görmek için daha zamana ihtiyacimiz var. Allahü teâlânin bunu da lutfedecegine dair inancimizi hiç kaybetmedik..

(Devami)

Hayat bu ertelenmez!

Uzun bir aradan sonra yazi yazmak aklima geldi. Üsengeçlik benimkisi, baska bir sey degil!

internet üzerinde çok dönüm tarlamiz var ama tarlayi bos birakiyoruz. Zaman geçtikçe nasil doldurmamiz gerektigini bulamiyoruz isin açikçasi! Zaman! Uzun ara! Üsengeçlik! Tarla!

***

 

Zaman! Günümüz insaninin en büyük problemi. Günlük 24 saatin yetmedigi, 48 saat olsa dahi yetmeyecegi esen rüzgâr, akan su!

 

Hayatimiz boyunca sürekli tamamlamak zorunda oldugumuz bir seylerle uyaniriz yeni güne. Ve her ne kadar tamamla sakta, bir sonraki gün tamamlamamiz gereken yeni bir seyler olur.

Yazilmasi gereken bir yazi, çalisilmasi gerekilen bir sinav, ödenmesi gereken bir fatura, hazirlanmasi veya yenmesi gereken bir yemek, dört gözle beklenen bir sevgili, es veya maas.

(Devami)

Hediyem…

Bugün iki hikâye özeti var size, her ikisi de sevgi ve hediye üzerine. Biri O. Henry’den “Armagan”, digeriyse Hazret-i Süleyman zamanindan:
*
Kadin, aylardir kuruslari toplayarak biriktirebildigi 1 dolar 87 sente bakar. Hediye günü gelmistir ama o çaresizdir. Büyük tutkuyla birbirine bagli oldugu bu çift, halisi bile olmayan su evde yasamaktadirlar. Güzel kadin saçlarini çözer. Sari bir selale gibi beline dökülen saçlari ipek bir elbise gibi vücudunu sarar. Bu yoksul evinde iftihar ettikleri iki sey vardir zaten. Biri sevdigi adama büyükbabasindan kalan altin saat, digeri de kendisinin altin saçlari… Tam o sirada, ayna karsisinda durur. Karar verir! Gözyaslarini bile silmeden disari kosar. Az sonra, kesilmis saçlari bir baska eldedir. Kendi eline geçen 20 dolarla da kocasinin saatine platin bir zincir almistir.
Kadin, yeni halinin begenilmesi için dualar etmektedir. Sevilen adam nihayet gelir. Dünya güzeli saçlarin kesildigini görünce ne yapacagini bilemez! Çünkü o da, âsigi oldugu esinin saçlari için; uzun süredir rüyalarini süsleyen bir çift kiymetli taragi almistir… Ama, kendi saatini satarak!

(Devami)

Sor soruyu al cevabi

Yönetim ve Organizasyon konusunda Yüksek Lisans Programinda bir sömestir beraber oldugumuz arkadaslara “Türkiye’deki ‘Yönetim ve Organizasyon Kültürü’nü genel olarak degerlendiriniz!” diye sorduk. ?ste onlardan birinin verdigi cevap:
“Yönetim ve organizasyon kanayan bir yara. Kendine mevki verilince degisen kibrinden yanina yaklasilamayan insanlarin olusturdugu kurumlar. isçisiyle ayni masada oturmayi bir ayip olarak, hakaret olarak algilayacak zihniyetlerin olusturdugu makamlar. Geçmiste nice liderler, peygamberler halki ile ayni safta savasmis, ayni kaptan yemek yemis ve ülkelere kitalara fetihler gerçeklestirmis. Biz ise kendisine bir masa ve bir telefon verilince ne yapacagini bilmeyen ne oldum delisi olan insanlarla yöneticilerle dolu olan bu ülkemizde, bu sistemin bu gidisatin yanlis oldugunu anlayan parmakla sayilacak firma vardir. Bizdeki yönetim piramidini ters çeviremedigimiz sürece, yöneticiler çalisanlarini kendilerinin yardimcilari oldugunu göremedigi sürece maalesef üretim yapamayan, kesifler yapamayan, birbirini dinlemeyen çalisanlarla dolmaya devam edecegiz. Bir Japonya’ya baktigimizda sirketlerine bagliliklarini her gün fazladan bir saat ücretsiz çalistiklarini düsündügünüzde biz Türkler mesai bitis saatine bakmaya devam ederiz. Burada en büyük sikinti çalisan, yönetici, patron arasi duvarlarin Çin setlerinin örülmesinden, birbirimize saygi duymayan, dinlemeyen, anlamaya çalismayan kibirli insanlarla dolu firmalar.

(Devami)